|
zübeyir .wrote:
Ya Rabbi faydasız ilimden makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım. Ya Rabbi bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden de koru! Ya Rabbi her işimizin sonunu güzel eyle dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru! Ya Rabbi bizi sabreden ve şükredenlerden eyle! Ya Rabbi bizi dostlarına dost düşmanlarına düşman olanlardan eyle! Ya Rabbi acizlikten tembellikten korkaklıktan cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım! Ya Rabbi işinde sebat eden nimetine şükreden ibadetini güzel yapan ve doğru konuşanlardan eyle! Ya Rabbi Bedenime kulağıma gözüme sıhhat ver! Küfürden fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım.
May 5
|
|
|
................wrote:
ey benim bahr-i cân’ım,
----------------------------------------- bilir misin can, gözlerimin derinliğinde saklıdır, derûmda giz-lediğim âlem; bir bahr-i cân! …. ey benim bahr-i cân’ım, semâna bahar mı geldi; damlalarına cemre mi düştü? yoksa durgun musun, hazânın geçti diye mi bu halin? sen seversin hüznü; bir sevgili onu giyinip yâr’e yürüdü diye, nebî’nin sünneti diye… sen seversin hüznü, kışta ona bürünüp ısınırsın diye; yakıştırırsın kendine… ey benim bahr-i cân’ım, adını koyamam lügatçemde; “bahrim” desem derinliğinde kayboluyorum; bahrimde beni varmak dilediğim yere ulaştıran “gemim” desem bazen su alıyorsun, batmandan korkuyorum. tûfanı bekler gibiyim şimdilerde içimin inşasıyla oyalanırım; sabr-ı nûh dilerim yâr’dan, içimin inşası için. içimin inşası; bahrimin can’a erme çabasıdır. mutlak gayeye ermek içindir. ey benim bahr-i cân’ım, can kabım, cânan burak’ım, zamanı ardına koyup geçebilsen ötelere bir ferahlık yaşayacaksın aktığın yönde; durgun sular bulanır imiş ya, durmak yakışmaz sana… her sevda fırtına gibi eser semanda, sevmenin zorluğuyla duaya dokunur yine dilin. her sevda biraz yakın kılar yâr’e seni; adımlarsın ufku. sevda diyorum bahr-i cân’ım, sonra da susuyorum… dinliyorum sesini, dalgalanıyorsun; biraz hırçınca, biraz çılgınca… ama sessiz bir çığlık kadar içten, lâl gibi. sevda diyorum, yâr’in nakşını görebilmek adına sarfettiğim gayrete bu adı veriyorum; bunu bir yaşam tarzı biliyorum, ibadet sayıyorum. ey benim bahr-i cân’ım, ey benim âyine-i cân’ım, içim(d)e nazar kılıp seyreylerim kendimi, aradığımı; sırrın dökülmesin diye niyaz kılarım. sûretime bakarım sende nakkaş’ı görebilirim, sîret’in ilminden nasiplenirim diye. sırrının ötesine geçebilirim diye. gölgelerin zahirdeki aksini görüp, gölgenin renginde siyahtan öte renkleri görebileyim diye… arzı bir bütün olarak seveyim diye… ey benim bahr-i cân’ım, bağrındaki mercanlar hatrına derûnuna dalar vurgun yiyen âşıklar. bağrındaki kıymetler kıyameti olur âşıkların; ama aşk’ın kıyameti kopmaz bu alemde, şikayet bilmezler inciye erenler, erme yolunda gidenler. kıymetin farkında olanlar, hiç şikayet eder mi kıyametten. vurgunu kıyamet mi bilirler mi hiç, kıymetin bedeli sayarlar. ey benim bahr-i cân’ım, martılar kadar yakın olmak dilerim bazen derinliğine; vurgun yiyeyim razıyım… yeter ki bahset bağrındakilerden; anlayayım lisanından… Sare Nokta... ------------------------------------------------------------------ SELAM VE DUA İLE.....A.E.O....
May 1
|
|
|
................wrote:
Sevgi Neydi.?
Bir ışık doğdu karanlık dünyamda. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi.? Su'mu yoksa ekmekmiydi. Alın teriyle kazanılan emek'miydi Yoksa ömür boyu cefa çekmekmiydi Sevgi neydi? Bir acı vardı yüregimin içinde. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi? Arkadaşlıkmı dostlukmuydu Etrafımıza saçılan mutlulukmuydu. Bollukmuydu, yoksullukmuydu Sevgi neydi? . Bir sevinç vardı, gözlerimin içinde boşalan. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi? Ağlamakmıydı, haykırmakmıydı. Yalan sözlerle kandırmakmıydı. sevgi neydi? Bana bir hayat veren vardı,damarlarımda dolaşan, Acaba bu sevgimiydi, Sevgi neydi? Şöhretmiydi, şanmıydı. Damarlarımda dolaşan kanmıydı. Bana mutluluk veren hayatmıydı, Sevgi neydi? Ben ölürken bile beraber giden biri vardı. Acaba bu sevgimiydi, Sevgi neydi? Ölmek ölümüne sevmekmiydi. Gel deyince gelmek git deyince gitmekmiydi. Senin yolunda can verip ölmekmiydi. sevgi neydi.? sevgi neydi? İbrahim Ata Değerli Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi? ............. Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden omuydu acep?!.. O muydu canından ve cihandan geçiren sahip-kıranları?. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü sevdalandıran o muydu? Neydi sevgi?!.. Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazan; bir akış bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!.. Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nâzı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!.. ................................ Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk? Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik; ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!.. Unuttuk, aceb neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken dimağımıza yerleşen tad mıydı o? Bir bebeğin süt kokulu tenindeki su çiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi? Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine'de, Semerkand'da, sevgi Bağdat'ta, Endülüs'te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden? ...................................... Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı; bir telefondaki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan; yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten; yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları mı? Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi; kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i İlahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir teybeydi, nasûh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır... Sevgi: İki hece. Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli. Derin uykulara dalmadan önce ilk soru: Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman? Bir soru daha: Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!. . Ve son soru: Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!.. İkinin ikincisi Sıddîk aşkına... İskender Pala-Âyine ---------------------------------------------------------------------------------------- SELAM VE DUA İLE............A.E.O....
Apr. 27
|
|
|
................wrote:
Kur-an`a Mektup
Kumları savuran deli rüzgarlarla, hızla çarpan kalp atışlarıyla, diz üstü çöktüren ağırlığınla girdin dünyama. Güzelliğinle kendimden geçtim. İnsanca yaşamayı öğrendim. Yumuşadı yüreğim, ruhum aydınlandı varlığınla. Sakladım sevgimi, sonra haykırdım aşkımı. Vurdular beni. Sadakatin, teslimiyetin ve saygının sınırlarında tanıdım seni. Yasaklarında, tavsiyelerinde ve emirlerinde en muhteşemini yaşadım itaatin. Yağmur gibi sözlerin kum tanelerinden inci yapacak kadar güçlü, kararmış yüreğimi temizleyecek kadar duruydu. Fakirdim, seninle zengin oldum; zengindim, senin için fakir oldum. Senin uğrunda terk ettim, terk et dediklerini. Sen sev deyince, sen nefret et deyince, sen bırak deyince; sevdim, nefret ettim ve bıraktım. İçtiğim su oldun, yediğim ekmek. Ardıma bakmadan yürüdüğüm yol sendin. Her adımımda adını sayıkladım, her baktığım yerde senin bana söylediklerini hatırladım. Ben sana yeterim dedin, yettin. Benden başkasını gözün görmesin dedin, görmedi. Ne güzeldi seni satır satır anlamak, ne güzeldi her anladığımda sana tutulmak ve tutunmak. Ağladığımda senin istedin gibi ağladım, yakarmayı senden öğrendim. Aklımdan çıkmayan sözlerin vardı, yüreğime işleyen kelimelerin Gülüşüm sendin, hüznüm sen; bir çölün ortasında gerçek olan rüyadan uyanmak istemeyen ben; senden isimler verdim çocuklarıma. Ahh elifim, benim narin güzelim.. Ve ya sinim; iki evladın. Diğerleri. Bir çiçek kadar güzel, bir su kadar berrak çocukların. Bu çocuklardan oluşmuş binlerce aile; hepsi senin, hepsi benim; bizim. Kimi kızgın, kimi huzur veriyor. Korkutuyor bazısı, şefkatle sarıyor diğeri. Akıl vereni de var, yasak koyanı da. Terzisi var giydiriyor, aşçısı var yediriyor. Ders veriyor tarihçisi, umut veriyor kevseri. Görmediğim, bilmediğim, duymadığım yerlerden haber salıyor bana çocukların. Senin çocukların kıyıyor hayatla nikahımı. Senin çocukların cezalandırıyor beni. Kanatlandırıyorlar ruhumu geçmişin gerçeğine, geleceğin gizemine Hiç yaşlanmadın sen, hala ilk tanıştığımızdaki gibisin. Kimseler seni değiştiremedi, kimse sana dokunamadı, seni taklit edemedi ve senin gibi olamadılar. Her gün yeni bir güzelliğini keşfediyorum. Binlerce kez duyduğum sözlerini yine ve yeniden duymak istiyorum. Biliyorum ki, her seferinde beynimi delen şimşekler gibi yeni açılımlara gebesin. Haberlerin, hesapların, detaycılığın, kendi kendini açıklayan sözlerin, etkileyici mucizelerin ve muhteşem bir uyumla birbiriyle dans eden kelimelerinle beni her seferinde kendine hayran bırakıyorsun. Lafını esirgemeyen, en zoru en kolay anlatan uslubunla çoğu zaman apaçık ama bazen beynimin kıvrımlarını zorlayacak kadar da sırlarla dolusun. Ve sayıların Matematikçileri kendinden geçiren sayılarınla bir kez daha vuruyorsun ve seni gönderene hamd ettiriyorsun. Ve benve bizYüzyılların günahıyla geliyoruz sana. İhanetimizi hoşgör, rahmet ayetlerinle bizi kuşat. Sana ortak koştuğumuz kitapların kötülüklerinden bizi arındır. Satır satır, temizle ve sayfa sayfa arındır bizi selam ve dua ile....
Apr. 24
|
|
|
................wrote:
AŞK nedir, neye AŞK denir?
Aşk bir sarmaşıktır ve en iyi bir tanımı da budur. Aşk kelimesinin kökeni de oradan gelir. Sarmaşık bir ağacı dıştan sarar, yemyeşil gösterir ama içten içe kurutur. Nice çınarlar, nice selvi boylular aşkın sarmasıyla içten sararmış kurumuştur, dışı yeşil görünür hâlâ. Maşuk uğruna ölmek, aşkı ispatlar mı? Aşkın ispatı için can vermek en kolay yoldur. Dirilip tekrar can verebilecek, yani aşkı için hergün ölmeyi göze alabilecek olan ise gerçek âşıktır. AŞK NASIL BULUNUR? Birdenbire bulunur. Galip Dede, "Birdenbire bul aşkı, bu tuhfe (armağan) bulanındır" der. Aşk, bir bakıştan ibarettir ve anında bulunur. Çünkü, o kalbin görüşüdür. Bir de büyü var. Aşk'ın büyüsü nasıl görünür? Aşktaki büyü, kendiniz olamamaktadır. Kendiniz gibi davranmadığınız zaman aşk sizi büyülemiş demektir. Sevgi büyü değildir. Sevgi, duygularımıza hakim olabildiğimiz noktaya kadar, olan şeydir. Büyüleyen kısım aşka varınca geliyor. Mecnunluktur, çılgınlıktır o nokta. Sen sen olmaktan çıkarsan, aşk başladı demektir. AŞK bedeni nasıl kuşatır? Bu, kalp ile zihnin örtüşmesidir. Kalbin, akla hakim olup oradan gözünüzü, kulağınızı, ihtiyatınızı kapladığı an aşk bütün genleri ve hücreleri kuşatmış demektir. Bu noktada mı aşk'ın gözü körleşir? Kördür evet. Siz bakarsınız ama gördüğünüz görmek istediğinizdir. Kalbin görmek istediğini görmeye başlarsınız. Çünkü aşk bir bakıştır ve güzelliği sadece siz görürsünüz. Leyla kara kuru bir kızdı ama Mecnun'un gözüyle bambaşkaydı. AŞK bir hastalık mıdır ve birgün geçer mi? Evet, bir hastalıktır ama bu reddedilecek bir hastalık değildir. Bu hastalığı ömründe bir kez geçirmeli insan... Gerçek aşk ise yarası kapanmıyor. Bugünkü ucuz ilişkiler değil tabiî. Aşkın yarası yanık yarası, kılıç yarası gibidir. Mutlaka kalpte izi kalır. Peki, aşk bir teslimiyet midir? Evet, teslimiyettir ve hiçbir şekilde soru sormamaktır. Aşkı hayatın bir yerinde bulmak insanın kaderi midir? Biz aşkı arayan gözle bakarsak aşkı buluruz. Aşk bizi bulmuşsa işte o kaderdir. selam ve dua ile...
Apr. 14
|